İşveren: Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi
Tarih: 2020
Yer: Kadıköy, Istanbul
Alan: 82.500 m2
Ekip: Eymen Çağatay Bilge (Mimar), Nurdan Sezgin (Mimar), Gökçer Okumuş (Mimar), Emre Gökdel (Mimar), Cihat Akyıldız (Mimar), Ahmet Tutumlu (Mimar)
Mimari Rapor
Ruhsal sağlık üzerine düşünmek, sorunun nesnesi yüzünden baş edilmesi zor bir eylemdir. Belli kabuller ile ilerlemek ve bunu yaparken mevcut uygulama ile literatürden yararlanmak dışında başvurulabilecek pek fazla yol akla gelmeyebilir. Bunun üstüne istenen programın hastane olması ve bununla birlikte gelen “kurum olma” hali de, tasarımın planlandığı kişiler üzerine yoğun ve git-gelli bir düşünme süreci gerektirir. Toplumsal ve kültürel olarak oluşagelen ve kabul gören birtakım normların dışında, sağlık literatüründen gelen bilgi ve kabuller düşünme havuzuna eklenir. Bilimin/bilimselliğin kendini geliştiren, gelişirken de önceki birikimini geçersiz kılabilen durumuna, insanın sürekli oluş halinde olan bir varlık olması da eklendiğinde, sormamız gereken soruların ve bunlara bulunan karşılıkların katlanarak çoğalması elzemdir.
Bir ruh ve sinir hastalıkları hastanesi, tedavi amacı güden ve bunu farklı ölçeklerde ve yöntemlerde sunabilen bir sağlık kurumudur. Yurt dışından pek çok örneği incelediğimizde görürüz ki, tedavi arayan kişinin tedavi sürecindeki rolü ve alabildiği inisiyatife verilen önem artmıştır – elbette insanın pasif ve ilacın aktif olduğu tek taraflı iyileşme/iyileştirme süreçlerine olan inanç da azalmıştır.
İyileşmeye, tedaviyi sağlayanın ve tedavi sağlananın aktif ve gönüllü, etkin bir iletişim içinde olduğu bir süreç olarak bakabiliriz; bu da bizi mekanın bu süreçteki rolüne getirir. Süreç vurgusu, hem tedavinin kendisi için hem de mekanlar arası ilişkilerin tarifinde geçerlidir. Tedavi kompleksinin doğası gereği konması gereken birtakım sınırlar ve bunların karakteri de süreç içinde girdikleri etkileşimlerle var olan elemanlar olarak görülebilir. Açık ve kapalı mekanların gün ve yıl içindeki kullanımları, kendini süreç içinde değişen ve dönüşen yeni mekansallıklara bırakır. Ancak projedeki elemanların aralarındaki sınırların değişmesi, sadece fiziksel elemanlar için geçerli değildir. Bütüncül bir anlayış çerçevesinde bakıldığında, Erenköy’de bu büyüklükte bir yeşil alanın topluluğa katılması da önem taşır. Elbette, topluluğun da katıldığı, hasta ve çalışanlarla buluşabildiği bir alan söz konusu olduğunda, tasarlanan projenin “kullanıcı” profili de hastalar, hasta yakınları ve kurum çalışanlarının ötesinde yerel halkı da kapsamaya başlar. Sınırların bu şekilde gelişmesiyle, tedavi sürecine yeni bir sosyal etkileşim durumu da dahil olabilir
Psikolojik tedavi ve bakım sürecinde vurgulanan özelliklerden biri, hastanın kendini bir kurumun sterilliğinin, denetiminin ve disiplininin dışında hissedebilmesinin gerekliliğidir. Bunu mekanlara dair belirli standartların ve uyulması gereken yapılaşma kurallarının dışında nasıl sağlayabiliriz diye düşündüğümüzde, sınırlardan ziyade alana yayılan tampon bölgeler ile duruma yaklaşma kararı aldık. Önem, denetim ve gerekli inziva ile yalıtım seviyelerine göre ayrılan bir katmanın üstüne, alanın mevcut yoğun ağaç dokusu da eklendiğinde, bölgeler kendini göstermeye başladı. Bu noktada ağaçlara zarar vermeden, hatta neredeyse hiçbirini taşımadan, bu kademelenmeyi sağlamaya çalışmak projenin amaçlarından birisidir (Şekil 2). Alanın kuzeyinde halihazırda yoğunlaşmış ağaç dokusu hastane birimleri ile mahalle arasında doğal bir tampon olabilecek nitelikteydi; bu nedenle ağaç dokusuna ‘rağmen’den ziyade, ağaç dokusu ile birlikte yerleşmek daha cazip bir yaklaşım olarak kendini sundu. Bir yandan da aslında belirli sınırlandırmalara tabi olan bu komplekste tedavi görenlerin dışarıdaki topluluğa karışmaları konusunda hemfikirken, bu mekansal melezlenmeyi içeride de bir topluluk yaratmayı hedefleyerek sağladık. Buna göre yerel halk, tedavi sürecine ve gerekli mahremiyete zarar vermeksizin, bütün bunların hemen kıyısında var olabilecek; iyileşme sürecinde zaman içinde değişen ama kalıcı bir rol üstlenebilecek.
Ağaç dokusuna yaklaşım, yerleşme bağlamında alan ölçeği ve yapı ölçeği olarak ikiye ayrılıyor. Alan ölçeğinde, kullanım serbestliğinin ve kamusallığın derecelenmesinde rol oynayan ağaç dokusu(Şekil 2), yapı ölçeğinde de maksimum yüksekliklerin belirleyicisi olmuştur. Yoğun yapılaşmaya izin vermediği noktada ise sirkülasyonun devamlılığı köprü-strüktürler ile sağlanmıştır
Alanlara ve serbestlik derecelerine dönecek olursak, burada “iyileşme” ve topluluğun bunun üzerindeki etkisi yeniden gündeme geliyor. Dışarıdaki topluluğu içeri çekmek ve içeride de bir topluluk yaratma çabamız, bir ruh ve sinir hastalıkları hastanesi olmanın yanında net ve iletişime izin vermeyen sınırların yarattığı negatif imgeyi sorunsallaştırmaktan geçiyor. Yerel halkın alanın kullanımına kısmen dahil olabilmesi, hem bu kıymetli yeşil alanın kamusallaşmasına ve yeşil alanın tanımladığı mevcut aksların korunabilmesine, hem de aslında alanın belleklerde yer etmiş olumsuz imgesinin üzerine bir “yeniden yazma” eylemine olanak tanır. Böylelikle alanın korunan doğal ve insan yapısı değerleri, hem yerel halk hem de kurumla etkileşimi olanlar tarafından yeni anlamlar kazanabilir. Ancak yine de, denetim ve izolasyon seviyesi yüksek yerlerin olması, sağlanması gereken bir şart olarak belirtilmiştir. Bu nedenle alanın Güneydoğu ve Güneybatısında kalan alanlara, yüksek denetim gerektiren birimler yerleştirilmişken, bunların kamusal alanla aralarındaki ilişkiyi kurgulamak için bir tampon bölge daha gerekli olmuştur – ki bu da alana yayılan poliklinik birimleri ile sağlanır. Dolayısıyla alana denetimli – yarı denetimli – kamusal olarak üçe ayrılır.
Alandaki gündelik ritim, bölgelerin ayrışmasına göre;
- bölge(en büyük) – kamusal yeşil alan ve sosyal birimlere dahil olan bireyler,
- poliklinik ve acil biriminin günü birlik ziyaretçileri/hastalar,
- klinik ünitelerindeki çalışan ve hastaların rutinleri, tarafından belirlenir.
Alanın güneydoğusu ve güney batısındaki bölgelerde tasarlanan yataklı klinikler, hastanın iki aşamalı tedavisinin sürdürüldüğü yerlerdir. Bu yapılarda ilk aşamada hastalar üzerinde daha sıkı bir kontrol sağlanırken tedavi süresinin ikinci aşamasında ise mekanlar rahatlıyor., bireyin kendiliğinden iyileşmesine fırsat tanımak için mekan hastanın üzerinde -isterse- denetimi azaltıyor, geniş yürüme alanları bulunan ormanı kullanmasına izin veriyor. Odaların açılı bir şekilde ormana yönelmesiyle, hastalar odalarında da yeşil alanla iletişim kurabiliyorlar. Hastaların gününün çoğunluğunu geçirdiği ortak alanlar kuzeye yani ormana bakarken, doktorların odaları güneye bakıyor, böylelikle çevre parsellerdeki komşu yapıların hasta odaları ile ilişkileri kesilmiş olacağı gibi sağlık personeli dinleneceği zamanları kendine özel bir alanda geçirebiliyor. Avlulu olarak tasarlanan yapıların ormana bakan tarafında sosyal alanlar, ana kütleden çıkan kollarda ise maksimum manzaradan faydalanmak için açılı yerleştirilen odalar, arkası ise sağlık personelinin kullandığı alanlar olarak ayrılıyor.
Acil alanın güneydoğusunda kalan klinik kütlesinin zemin kotunda yer alır. Yapının karşı ucundan kalkan döşeme acilin saçağını oluşturur. Saçağın bu eğimi, zeminde yer alan sert döşemenin bir örtü gibi kaldırılıp içine ana kütleden belli bir ölçüye kadar bağımsız olan acili almasını sağlar. Acille ilişkili olan nöroloji Kliniği hemen Acil’in üst kotunda yer alırken, Acil den polikliniklere de bodrum kotundan geçiş sağlanmıştır. Acilin bodrum katında yer alan otoparklardan, kartlı geçiş sistemiyle kliniklere yada bodrumda yer alan tünel ile Nöroloji Polikliniğine geçiş sağlanabilir. Çekirdeklerden zemin katta yangın kaçışı sağlanırken Çekirdeklerin kontrolü kartlı geçiş sayesinde sağlık personelindedir.
Acile doğru gelen arabalar sırasıyla Nöroloji Polikliniği, AMATEM Polikliniği, ÇEMATEM Polikliniği ve Genel Psikiyatri Polikliniğinin önünden geçerek kısa alandan çıkar. Alanın kamuya açık tarafında bisiklet ve yürüyüş yolları bulunur. Bu alanlarda sadece acil durumda araba geçişine izin verilir.
Alanda mevcut durumda bulunan kütleler korunmuştur. Bu yapılardan İdari Bina ile açı yapan AMATEM Polikliniği yüksekliğini İdari Bina’dan alır. İdari binadan öykünecek şekilde aynı yükseklik ve hizadan çekme katını oluşturur. ÇEMATEM Polikliniği de yüksekliğini Pul Servisi’nden alır.














